Soledad Bravo – Violin de Becho

Alacaklı

Yol kenarlarındaki

yağmur mazgallarını

kumbara sanıp

harçlığımı atardım

bu yüzden en çok

denizden alacaklıyım

Sunay Akın

Toplumsal Kay’ış

Farkında olmadan her gün biraz daha bağımlısı olduğumuz internet, o hoş ve boş vakit öldürücümüz, duygularımızı köreltmeye , bizleri daha çok vurdumduymaz veya karamsar yapan meret zararlı gibi sanki?

Sadece 5 dakika için facebook a girip rutin kontrollerini yapmak isteyen bireyler nasıl oluyor da en az 1 saat boyunca hiç kalkmadan başında durabiliyorlar? Sorun 1 saat durmak değil, 5 dakika niyetiyle 1 saat durmak. Din gibi yararlı ama gereksiz olan facebook sosyalleşme aracından çok a-sosyalleşme sitesi mi?

Zorum facebook la değil, teknolojiyle de değil.

Eskiden ailecek ya da sevgiliyle gidilen sinemalardan alınan tat yine bugün ki değil. Amacı farklı olan bir şeyden aynı şekilde haz alınması da beklenemez zaten. Sinema salonunu film izleme yeri olarak değilde sevişmek için olduğunu düşünen zihniyet yakında bu pis amaca hizmet eden yerler yaparlarsa şaşırmam. (kerhane farklı) Daha önce hiç ailecek ya da sevgiliyle sinemaya gitmedim. Nasıl bir duygu olduğunu da bilmiyorum.

Eskiden mektuplar vardı. Bilir misiniz mektup nedir? Hayır, bilemezsiniz efendim. Yazmadığınız şeyi nasıl bilebilirsiniz ki? Sabırsızca beklemediğiniz, deli gibi merak etmediğiniz sürece bilemezsiniz. Ama e-postayı çok iyi bilirsiniz. Toplu mesaj atmayı, toplu konuşmalar yapmayı, görüntülü konuşma yapmayı…

Zorum MSN le, telefonla değil, teknolojiyle de değil.

Eskiden filmli fotoğraf makineleri vardı. Bilir misiniz? Bilemezsiniz efendim. 10 kere düşünüp, deklanşöre basarken ki heyecanı yaşamadığını sürece bilemezsiniz. Dijital (digital) fotoğraf makineleriyle garip pozlar verip çekmeye benzemez efendim.

Zorum fotoğraf makineleriyle değil, teknolojiyle de değil.

- Ee yeter be! Nedir senin zorun be adam?

Yeni nesil böyle işte. Hiç zora gelemiyorlar. Hepsi için demiyorum tabii. Sen alınma sakın. O da alınmasın, bu da, şu da. Kimse alınmasın. Sosyal mesajların alıcıları sizlere ömür. Neyse efendim, bunlar bildiğimiz şeyler ama gözardı ettiğimiz şeyler.

Benim zorum sizlerle. Sizin zorunuz ise teknolojiyle. Yapmacık ve sanal şeylerle ama farkında değilsiniz. Deli, ben hiç deliyim der mi? Belki de benimdir deli, ama deliye göre sizsiniz deli.

Sözün özü; teknoloji gerektiğinde kullanılmazsa bağımlılık yapar. Bu bağımlılık ise gerçek hayattan alıp ölümlere sebebiyet verir. Haberiniz ola!

“Behlül, Behlül kaçar!”

Posta kutunuzdan mektuplar, duvarlarınızdan fotoğraflar, kalbinizden umutlar hiç eksik olmasın.

Not: Bu yazı bağımlılık yapmasını engellemek amacıyla kağıt üzerinde hazırlanıp, internet ortamına aktarılmıştır.

Esen kalın, hoşça kalın!

Afiş – 1

Koku: Bir Katilin Hikayesi

“Abi geçenlerde bi film izledim böyle bir şey olamaz” Çoğu kişi duymuştur bunu. Adam filmden o kadar etkilenmiştir ki kurduğu cümlenin önemi yoktur. Ağzına ne gelirse anlatır.

Beni de öyle bir duruma düşüren bir film. Adını yazmıyım artık.

Elemanın doğuştan sahip olduğu bir yetenek var. Pardon yetenek değil burun var çocukta. Öyle bir burun ki otu, boku, çiceği 10 km uzaklıktan ayırt edebiliyor.

Bu çocuk ilk zamanlar bir yerde köle gibi çalışıyor. Nasıl bi yer olduğunu bende hatırlamıyom. Sonra bir gün parfüm dükkanına eşya götürürken ordaki parfümcüye rakip parfümcünün parfümünün aynısından yapıyor. Kafanız karıştı di mi? Baştan okuyun.

Parfümcü uyanık tabi. Hemen yanına alıyo elemanı. Elemanda psikopat çıkıyo. Kadın kokularını parfüm yapmak istiyo. Olum manyak mısın nesin diyorlar dinletemiyorlar çocuğa. Neyse efenim çocuk kadınları öldürüyo sonra da kazanda kaynatıp kokularını küçük şişeleri dolduruyo. Millet panik oluyo. Kim öldürüyo bizim kızlarımızı diye.

Sonunu söylemicem. Merak ettiyseniz gidin izleyin. Güzel film ha. Tabi bende herkes gibi filmdeki karakterle kendimi özleştirdim. Hatta resmen beni anlatıyo ama burundan kaybediyorum işte dedim.

Görüşürüz.

Sabah Kahvaltısı

Günaydın Sevgili Okur.

Güne nefret ettiğim ev telefonunun sesiyle uyanarak başladım. Hala kabus mu görüyordum onu da bilmiyorum. Neyse bu sıkıcı paragrafı geçiyorum hemen.

Dedim ki kendi kendime: “Evde kimse yok, kendi kahvaltımı kendim hazırlıyım.” Ordan hemen atlayan başka bir ben: “Tamam da nasıl olucak o? Yumurta kırmasını bile bilmiyoz biz.” Egom bunları duymuş olacak ki gürledi göğüs kafesinin altından: “Susun lan yavşaklar. Ne güne duruyoz biz?” Diğer benler başladı fısır fısır konuşmaya: “Ya yapamazsak?”, “Yaparız ya”, “Evet evet yaparız”, “Tabi tabi yaparız yani”

Sabah yeni bir site buldum; öptüm bay!, yazılarını okuyordum ki birden içimden gelen seslere kulak verdim. Her benden bir ses çıkıyor. Aldırış etmedim. “Bi kalkıyım da kahvaltı hazırlıyım bari” dedim kendi kendime tekrar.

Bunu duyan benler seferber oldu benim için. Golgi cisimciğinden tutta endoplazmik retikuluma kadar herkes benim mutfağa gidebilmem için harıl harıl çalışıyorlar. Görmen lazım. İğne atsan vücuduma yere düşmez.

Dolabın kapısını açıp ne yapsam ne yapsam diye düşünürken aklıma yumurta yapmak geldi. Daha önce birileri nasılda akıl edememiş diye düşünmeden edemedim. Fakat bu sefer konsepti değiştirip daha değişik şeyler yapmalıyım diye düşündüm. Siz hiç peynirli yumurta yediniz mi? Peki ya salçalı? Yemediniz. Ben yedim işte.

Peynirli yumurta yapmada karar kıldım. Şimdi size nasıl yapıldığını anlatmak isterdim ama meslek sırrı a dostlar. Yumurtayı yaptım ve yedim. Evet evet yedim. Yanında da kahve güzel gidiyor ha. Kahve demişken optumbay!’daki Sevgili Starbucks… yazısını okuyunca kahve değilde başka bir şey içtiğimi düşündüm bir an. Öğrenciyiz işte anlayıverin halimizi.

Yumurta yapmalar, kahve içmeler falan kendimi Issız Adam gibi hissettim ha bi an. Bi de bunları bloga yazınca Seyit Ali Aral’ın ki gibi köşe yazısı yazıyomuşum gibi oldum. Götüm kalktı yani sevgili okurlar.

Öptüm bay! (optumbay.com’dan gördüm)

Aklıma Ne Gelirse

  • Saatler bilgisayar başında oturup da hiç bir şey yapmadan kalkmak çok koyuyor be insana.
  • Suretler‘i izleyeyim de boşa geçmesin zamanım.
  • Filmin ortasında da çöp dökmeye gönderilmek de çok koyuyor be insana.
  • Kuru kuruya da film izlenmez değil mi ama?
  • YGS’de ki okuluma gittim baktım, boktan. Okulun dibine küçücük lunapark kurmuşlar. Şaka mı len bu?
  • Twitter’a yazacağım ama benim sitemde görünecek öyle mi? Süpeeer…
  • Kısa ama öz kitapları seviyorum. Bundan sonra hep ince kitaplar alacağım.
  • Bir an önce blogumun yazıyla dolsun taşsın istiyorum. Bu yüzden midir hep yazma isteğim?
  • Neden kimse kişisel bloglara pek fazla takılmaz? Bunu bilmek çok koyuyor be insana.
  • İnsanın iki masasının olması ne güzel bir şeydir Allah’ım. İnsanın çalışası geliyor.
  • Facebook’ta yabancı kızın biriyle konuşuyorum lan. Gayet medeni bir şekilde konuşuyoruz. Bende medeniyim yani, lütfen.
  • Başka dili konuşan insanları görünce insan olmadıklarını düşünüyorum…
  • Dünya da bu kadar çok farklı insanın olduğunu düşününce çıldırıyorum.
  • Blog denemelik ya çok saçmalıyorum o yüzden

Blog’culuk Ölmüş Arkadaş

Efendim bugünlerde diğer bloglara bakıyorum. Napıyorlar, nasıl yapıyorlar, ne yapmıyorlar diye. Aslında daha çok ziyaretçiler neler yapıyor diye bakınıyorum.

Yazılarını hazırlamak için çok emek veren insanlar var. Gel gör ki o siteye gelen ziyaretçi yazıları okuduktan sonra yorum yapma zahmetinde bulunmuyor. Zaten çoğu bloglar bu işi para için yapmıyor ama yaptıkları işin kıymeti bilinsin istiyorlar.

Hep böyle değil midir zaten? Bir şey çok güzelse onu beğenen insanlar daha çok kıskanır, tebrik edip destek vermek yerine. Meyve veren ağaç taşlanır misali.

Ziyaretçilere de hak vermiyorum değil. Sonuçta ota, boka sürekli açılan bloglardan onlara da bir sıkkınlık gelmiştir. Her şeyin en iyisini, en güzelini değilde en azından takip ettiğiniz blog adına bir şeyler yapsanız hiç fena olmaz.

Efendim ben bu yazıyı kendim için yazmadım. Tabii ki de benim içinde geçerli fakat ben çok okuyup, bir şeyler öğrendiğiniz bloglara destek vermek adına bir şey yapın istiyorum. Ben ki kişisel blogların destekçisi, ezilenlerin savunucusu bir bireyim. Siz de öyle olun. Hadi canım, göreyim sizi…

YGS – Giriş Belgesi

YGS giriş belgem gelmiş. Benden önce herkes öğrenmiş nerde sınava gireceğimi. Ne ilginçtir ki ben merak etmiyorum. Lisede yatarak geçen bir öğrenciden de bu beklenirdi zaten.

Eskiden ben -yani küçükken- çok hırslı, çalışkan ve gayretli bir öğrenciydim. Zaman geçtikçe umutlarım tükendi, hayat gözümde küçüldü. Yakın bir zamanda hiç bir şeyi takmayan insanoğlunun biriydim işte. Şimdilerde o eski halime dönmeye çalışıyorum. Neyse başlığa aykırı hareket etmiyim.

Bu sene YGS’ye heyecanımı alsın diye giriyorum. Bir daha ki sınavda da Boğaziçi’ni kazanarak hayatıma emin adımlarla devam edicem ama ilk önce o eski halime dönmem lazım.

Eski halime dönmem için ders çalışmam gerek, kitap okumam gerek vb. Bunları yapıyor muyum? Evet mümkün olduğunca yapmaya çalışıyorum alla alla. Birden ders çalışmak bünyeye iyi gelmiyor zaten. Bak yine konu dışına çıktım.

YGS – Giriş Belgesini sınava giriş için kullanıcakmışım, başka amaçlarla kullanılamazmış. Komik!

Ha bir de şu var. “Sınav sırasında cevap kağıdınızı diğer adaylar görülmeyecek şekilde tutmanız cevap kağıdınızın değerlendirilmesi açısından son derece önemlidir.” Sanki lisede klasik sınav oluyoruz. 10, 20 puan mı kırıcaklar napıcaklar anlamadım ki.

Kalem ve silgi unutun arkadaşlar. Getirmeyin sakın.

Bu sene YGS’ye giren bütün arkadaşlara şimdiden başarılar. Bu sene ha! Seneye ben adam akıllı hazırlanıcam o zamanda bana başarılar diceksiniz.

Facebook Raporu

“Tek eğlencem olan Facebook’u seviyorum fakat amelelerini sevmiyorum” der Hz. User. Bende Hz. User’ı peygamberim olarak kabul ettiğimden görüşlerini kayıtsız şartsız kabul ediyorum abe dostlar.

Facebook’a girip pek yararlı, aydınlatıcı grupları dolaşmak varken amele amele testler çözen, salak salak “şu kadar kişiye gönder” tarzı yorumlar yapan insanlara kıl oluyorem.

Şimcik asıl soru şu: ” Amele kimdir?”. Amele; abazalıktan kasıp kavrulan, her tarafına ağrılar giren ve hormonları üst seviyede olan erkektir. Erkektir diyorum çünkü kızlar tipsiz olsa bile sazan gibi atlıcak bir sürü erkek bulabilir. Nasıl oluyorsa artık dünyada da kadın nüfusu çok olmasına rağmen erkekler sürekli manita peşindedir. Neyse efenim konuyu dağıtmayalım. Ne diyoduk? Heh, erkektir demiştik. Kesinlikle ve kesinlikle hiç manitası olmamıştır. Çünkü henüz manita tavlama tekniği kapmış bir birey değildir. Artık tutturana kadar hayatının sonuna kadar böyle devam etmek zorunda.

İkinci sorumuz ise: “Ne iş yapar?”. Amelenin kesin olarak yaptığı bir iş yoktur. Eğer olsaydı amelenin bir üst modeli olan apaçi örgütüne mensup olurdu. -ki onlarında hayat felsefesinin amelelerden bir farkı yoktur. Ameleler her yerde olduğu gibi Facebook’ta da var. Bu bilinen bir gerçektir. Asla ve asla kendilerini belli etmek istemezler ama sırf bu yüzden dolayı onları diğer insanlardan hemen ayırt edebilirsiniz.

Ameleleri ve ne iş yaptıklarını daha doğrusu yapmadıklarını öğrendikten sonra geçelim diğer saçmalıklara.

Facebook’ta yeni bi dalga çıkmış -tabi meraklısı olan herkes atlamış hemen- burçlarına bakıyorlar. Paylaşırken de yorum kısmında “My daily fortune” yazıyor. Adamlar süper ingilizçe konuşuyor yağni. Niden payleşmesinler ki? -Ananı avradını biiiiiiiip

Bi de video ya da herhangi bir zımbırtıyı paylaşma olayı var. Ben bir resim koyup Facebook’ta paylaşıyorsam o resmi kimin paylaştığını bilmeye hakkım var. Var kardeşim alla alla.

Başka sitelerde geziyorken birden Facebook sekmesine geçtiğimde -böyle yazılar kayıyo- gönderilenler uçuyor gözümün önünden. “Lan gerizekalı ben daha bakmadım ki onlara. Sen niden gönderdin onları?”

Dişi apaçinin bir fotoğraf çeker -ya kendi kendini çeker ya da aynadan çeker- sonra da herkesi etiketler. Acaba garı, hatun, yavru ne demek istiyor bu etiketleme olayıyla? Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için mi?

Sahte profil olayına hiç girmiyorum.

Bazı elemanlar hayranlarını öğrenebiliyor bu devirde. Ünlü sanatçılar bile hayranlarının kim olduğunu bilmiyor, siz nerden biliyorsunuz he? Hadi onu geçtim sizin hayranınız kim onun ben ta biiiip.

Takipçileri de o tarz bi şey.

Bütün bunlara rağmen Facebook’ta çok güzel şeylerde var. Gidin gezin, video izleyin, müzik dinleyin, hayran ol’un ama herkesi eklemeyin.